Çelişki nerede?
27 Mayıs 2008
YouTube’u yasakladı Türkiye? Ne oldu? Yasaklanan şeyler daha çok kişiyle ulaştı!
Dünya Gazetesi’nin soruları üzerine; Internet ortamında suç işlenmenin önlenmesi amacıyla, 23 Kasım’da yürürlüğe giren 5651 sayılı yasayla ilgili görüşlerimi bildirdim. Gazete de bunu, konuyla ilgili yayınında geniş biçimde kullandı. Konuya girmeden önce, Dünya Gazetesiyle ilgili bir iki gözlemimi aktamak isterim.
Hocamız, ağabeyimiz, her anlamda büyüğümüz rahmetli Nezih Demirkent’in açtığı iş ve ekonomi yayıncılığı alanında, değerli dostum Osman Arolat’ın sağladığı önderlik, bugün Dünya Gazetesi’nin tartışılmaz önemde bir yere sahip olmasıyla sonuçlandı. Sayın Arolat’ın gazetede liderlik bayrağını devrettiği kişi ise Hürriyet’in Hürriyet olduğu günlerde bu gazetede oluşan Nezih Demirkent mektebinden mezun olmuş gazetecilerin saydığı ve sevdiği deneyimli gazeteci Ertuğ Karakullukçu’dur. Dünya gazetesinin Sayın Karakullukçu’nun yönetiminde çok daha etkin olacağı bir yayın platformuna yükseleceği kanısındayım.
Nitekim Türkiye açısından kara bir gün olan 23 Kasım’ı unutmayan ve 5651 sayılı yasayla ilgili geniş bir değerlendirme ile konuyu iş ve ekonomi dünyasının dikkatine sunan gazete Dünya oldu. Gazetenin etkinliğinin bir ölçüsü gazetenin sorularına verdiğim cevaplara ilişin elektronik mesajlar almış olmamdır (ki üstelik gazetede benim e-mail adresim de yayınlanmış değildi!).
Bu mesajlardan birinde firmasının teknoloji yetkilisi (CTO) olarak çalıştığını belirten bir arkadaşımız, benim bir yandan Internet’te sorumluların cezalandırılmasının doğal olduğunu savunduğumu, bir yandan bu yasaya karşı çıktığımı ve bir diğer yandan da yasayla veya yasasız kimsenin İnternet’i engelleyemeyeceğini belirttiğimi kaydediyor ve bunun bir çelişki olup olmadığını soruyordu.
Evet ben, demokratik bir ortamda, üyeleri açısından hukuk en yüksek değer olan bir ülkede “suç işlemeyi önleme” diye bir kavram olmayacağına inanıyorum. Hukuk’u eğer evrensel biçimde tanımlıyorsak, eğitim ve ahlakî değerler dışında kimsenin suç işlemesini önlemeye teşebbüs edemezsiniz; çünkü bu sansür olur! İşin felsefesi bir yana, bence Türkiye’de ifade özgürlüğünü zaten gereğinden fazla tahdit altında tutan yasalar var ve bu yasalar matbaa yoluyla, radyo ve televizyon vericisi yoluyla işlenen suçları etkin bir biçimde cezalandırma imkanına da sahip. Internet, bu bakımdan diğer yayın organlarından farklı bir konuma sahip değil ki, özel bir yasa ile yargının elindeki olması gereken yetkiler oradan alınıp da bürokrasinin eline veriliyor?
Hem de ne veriş!
Bir gazetede bir yazar-çizer, muhabir veya herhangi bir kişi yayın yoluyla bir suç işlerse, o yazara ve gazetenin sorumlu editörüne ceza verebilirsiniz. Eğer suç konusu olan yayın tümüyle ortadan kaldırılması gereken nitelikte ise mahkeme kamuyu büyük bir masrafa sokarak yayını toplatmaya da karar verebilir! Ama gazeteyi-dergiyi veya radyoyu-televizyonu tümüyle kapatmanın evrensel hukuka aykırılığı söz konusu iken, şimdi yeni yasa bu yanlış yöntemi alıyor ve bir devlet memuru eliyle bir Internet sitesinin tümüne şamil ediyor.
Böyle bir yasakçılığa boyun eğmenin demokratik inançla ilgisini göremiyorum.
Kuvvetli bir demokrasi inancına sahip bir kişi olarak tek tesellim, matbaa ve radyo-televizyon vericileri yoluyla yapılan yayınlarına kolayca uygulanan bu yasağın, İnternet ortamında uygulamayacağı gerçeğidir! Eğer Myanmar’ın askerî diktatörleri veya İran’ın mollaları veya Çin’in ve Küba’nın despotları gibi Internet’in ana şalterini indirmeyecekseniz, bir IP adresine getireceğiniz “erişim yasağı” o adresteki içeriğin daha çok kişi tarafından görülmesini sağlayacaktır! O kadar. YouTube’u yasakladı Türkiye? Ne oldu? Yasaklanan şeyler daha çok kişiyle ulaştı!
Çelişki hukuk-hukuk diyerek hukuku tepelemektedir ve IP’nin ise bu tekmeyi etkisiz kılan bir buluş olduğunu belirtmekte bence bir çelişki yoktur.
YouTube’u yasakladı Türkiye? Ne oldu? Yasaklanan şeyler daha çok kişiyle ulaştı!
Dünya Gazetesi’nin soruları üzerine; Internet ortamında suç işlenmenin önlenmesi amacıyla, 23 Kasım’da yürürlüğe giren 5651 sayılı yasayla ilgili görüşlerimi bildirdim. Gazete de bunu, konuyla ilgili yayınında geniş biçimde kullandı. Konuya girmeden önce, Dünya Gazetesiyle ilgili bir iki gözlemimi aktamak isterim.
Hocamız, ağabeyimiz, her anlamda büyüğümüz rahmetli Nezih Demirkent’in açtığı iş ve ekonomi yayıncılığı alanında, değerli dostum Osman Arolat’ın sağladığı önderlik, bugün Dünya Gazetesi’nin tartışılmaz önemde bir yere sahip olmasıyla sonuçlandı. Sayın Arolat’ın gazetede liderlik bayrağını devrettiği kişi ise Hürriyet’in Hürriyet olduğu günlerde bu gazetede oluşan Nezih Demirkent mektebinden mezun olmuş gazetecilerin saydığı ve sevdiği deneyimli gazeteci Ertuğ Karakullukçu’dur. Dünya gazetesinin Sayın Karakullukçu’nun yönetiminde çok daha etkin olacağı bir yayın platformuna yükseleceği kanısındayım.
Nitekim Türkiye açısından kara bir gün olan 23 Kasım’ı unutmayan ve 5651 sayılı yasayla ilgili geniş bir değerlendirme ile konuyu iş ve ekonomi dünyasının dikkatine sunan gazete Dünya oldu. Gazetenin etkinliğinin bir ölçüsü gazetenin sorularına verdiğim cevaplara ilişin elektronik mesajlar almış olmamdır (ki üstelik gazetede benim e-mail adresim de yayınlanmış değildi!).
Bu mesajlardan birinde firmasının teknoloji yetkilisi (CTO) olarak çalıştığını belirten bir arkadaşımız, benim bir yandan Internet’te sorumluların cezalandırılmasının doğal olduğunu savunduğumu, bir yandan bu yasaya karşı çıktığımı ve bir diğer yandan da yasayla veya yasasız kimsenin İnternet’i engelleyemeyeceğini belirttiğimi kaydediyor ve bunun bir çelişki olup olmadığını soruyordu.
Evet ben, demokratik bir ortamda, üyeleri açısından hukuk en yüksek değer olan bir ülkede “suç işlemeyi önleme” diye bir kavram olmayacağına inanıyorum. Hukuk’u eğer evrensel biçimde tanımlıyorsak, eğitim ve ahlakî değerler dışında kimsenin suç işlemesini önlemeye teşebbüs edemezsiniz; çünkü bu sansür olur! İşin felsefesi bir yana, bence Türkiye’de ifade özgürlüğünü zaten gereğinden fazla tahdit altında tutan yasalar var ve bu yasalar matbaa yoluyla, radyo ve televizyon vericisi yoluyla işlenen suçları etkin bir biçimde cezalandırma imkanına da sahip. Internet, bu bakımdan diğer yayın organlarından farklı bir konuma sahip değil ki, özel bir yasa ile yargının elindeki olması gereken yetkiler oradan alınıp da bürokrasinin eline veriliyor?
Hem de ne veriş!
Bir gazetede bir yazar-çizer, muhabir veya herhangi bir kişi yayın yoluyla bir suç işlerse, o yazara ve gazetenin sorumlu editörüne ceza verebilirsiniz. Eğer suç konusu olan yayın tümüyle ortadan kaldırılması gereken nitelikte ise mahkeme kamuyu büyük bir masrafa sokarak yayını toplatmaya da karar verebilir! Ama gazeteyi-dergiyi veya radyoyu-televizyonu tümüyle kapatmanın evrensel hukuka aykırılığı söz konusu iken, şimdi yeni yasa bu yanlış yöntemi alıyor ve bir devlet memuru eliyle bir Internet sitesinin tümüne şamil ediyor.
Böyle bir yasakçılığa boyun eğmenin demokratik inançla ilgisini göremiyorum.
Kuvvetli bir demokrasi inancına sahip bir kişi olarak tek tesellim, matbaa ve radyo-televizyon vericileri yoluyla yapılan yayınlarına kolayca uygulanan bu yasağın, İnternet ortamında uygulamayacağı gerçeğidir! Eğer Myanmar’ın askerî diktatörleri veya İran’ın mollaları veya Çin’in ve Küba’nın despotları gibi Internet’in ana şalterini indirmeyecekseniz, bir IP adresine getireceğiniz “erişim yasağı” o adresteki içeriğin daha çok kişi tarafından görülmesini sağlayacaktır! O kadar. YouTube’u yasakladı Türkiye? Ne oldu? Yasaklanan şeyler daha çok kişiyle ulaştı!
Çelişki hukuk-hukuk diyerek hukuku tepelemektedir ve IP’nin ise bu tekmeyi etkisiz kılan bir buluş olduğunu belirtmekte bence bir çelişki yoktur.
Mehmet Yazıcı | 27 Mayıs 2008
Demekki biz görmüyorsak sorun yok, ama bizim dışımızda herkes görüyor.... ben hala anlamını çözmeye çalışıyorum ..... sonuç hep deve kuşuna çıkıyor



