Yüzde 100 otomatize edilen sistemlerde gelecek yatırımı yapılmamalı!

Yüzde 100 otomatize edilen sistemlerde gelecek yatırımı yapılmamalı!

IBM Teknoloji Hizmetleri Ülke Müdürü Burçak Soydan, “Hayatımıza kendi kendini yönetebilen sanal sistem uzmanları girmeye başladı. Bunlar, IT yönetimini tamamen değiştiriyor. Bu noktada, yüzde 100 otomatize edilebilecek herhangi bir işe geleceğe yönelik yatırım yapmamak gerekiyor.” dedi.

Derya COŞKUN SAYIN/ Ali Atilla MEDE

Dijitalleşme ile birlikte IT’deki temel bileşenlerin değişmeye başlaması şirketlerde, daha hızlı ve verimli iş süreçlerin beraberinde getiriyor. Bu noktada devreye giren out-source hizmetler işletmelere maliyet avantajı sağlarken, çalışanların da ana iş süreçlerine odaklanmalarına imkân veriyor. IBM Teknoloji Hizmetleri Ülke Müdürü Burçak Soydan, şu anda müşterilerine yalnızca ihtiyaç duydukları hizmetleri verdiklerini söyleyerek, “Sunduğumuz hizmetler daha modüler hale geldi ve karar mekanizmaları CIO’ların insiyatifine geçmeye başladı. Zira CIO’lar dış kaynak kullanmak istiyorlar ancak yalnızca istedikleri alanda kullanmayı tercih ediyorlar” dedi.

IBM Teknoloji Hizmetleri Ülke Müdürü Burçak Soydan

Burçak Soydan ile IBM’in sunduğu dış kaynak çözümlerini ve bu çözümlerin iş süreçlerine etkilerini konuştuk…

 

Bize IBM’in IT noktasında verdiği hizmetleri biraz anlatır mısınız?

IDC’nin verilerine göre; gelir itibariyle en büyük IT hizmet şirketi noktasındayız. İki ayrı şirket yapısıyla toplamda 700 kişilik bir organizasyonumuz var. Bir IBM Global Services şirketimiz var, bir de bu şirketin yüzde 100 sahibi olduğu Seri var. Biri Levent’te bir diğeri de İzmir’de Olağanüstü Durum Merkezi olmak üzere iki veri merkezimiz bulunuyor. Yerleşik ve lokal bir yapımız mevcut ve şirketlerin uçtan uca IT’lerini onlar adına yönetiyoruz. Yönetilen hizmetlerde IT dış kaynak çözümlerinin içerisinde bulabileceğiniz tüm hizmetleri sağlıyoruz. Bunları yaparken birkaç finansal modelimiz var. Şirketler çoğu zaman toplam IT yönetimini içeride yapıyor, biz onu kendi tarafımıza geçirip hem daha ucuza hem de iyiye yapma çabasındayız. Şirketlere de bu misyon ile gidiyoruz. Bu bizim aslında bir değer teklifimiz. Bu modelle de şu anda 190 müşteriye hizmet veriyoruz. Bundan dört yıl önce yalnızca 90 müşterimiz vardı. Bu sırada, dış kaynak hizmetlerini nasıl büyütebileceğimize yöneldik ve bir analiz yaptık. Temelde istediğimiz gibi büyüyememe noktasında birkaç eksiklik bulduk. Bunlardan biri de şuydu: Bizim iş modelimiz uçtan uca bakan bir iş modeli. Ancak bazı müşterilerimiz bizim verdiğimiz tüm hizmetlere ihtiyaç duymuyor. Biz de modelimizin içinden yeni bir iş modeli çıkardık. Şu anda müşterilere yalnızca ihtiyaç duydukları hizmetleri parça parça veriyoruz. Bu noktada da maliyetlerimizde ciddi düşüşler oldu. Hizmetler daha modüler hale gelirken,  karar mekanizmaları da CIO’ların inisiyatifine geçti. Zira CIO’lar da dış kaynak kullanmak istiyorlar ancak yalnızca istedikleri alanda kullanmayı tercih ediyorlar.

“İşletmelere ismimiz kadar korkulacak bir yanımız olmadığını göstermeyi başardık”

Sunduğunuz bu parça parça hizmet uçtan uca çözümlerle aynı faydayı sağlıyor mu?

Biz müşterilerimizin yatırımlarını kendilerinden satın alıyoruz. Aynı zamanda çalışanlarını da IBM’e transfer ediyoruz. Böylece tüm iş modelini değiştiriyoruz. Uçtan uca çözümlerde kazanım çok daha fazla oluyor elbette; ancak parça parça yapıldığında da önemli kazanımlar elde ediliyor. Bu anlamda iş modelini de değiştirmiş oluyoruz. Öte yandan; müşteri segmentini değiştiriyoruz. Türkiye yurtdışına entegre büyüyor. O yüzden tüm satış ekibini de dönüştürdük. Bu dönüşümle birlikte, Bursa’da, İzmir’de, Ankara’da müşterimiz oldu. Öncesinde ‘IBM ulaşılmaz’ algısı vardı, bu bakış açısını kırmak için müşteri yönünde çok efor harcadık. Sonucunda da ‘ismimiz kadar korkulacak bir yanımız olmadığını’ göstermeyi başardık.  

Sunduğunuz dış kaynak hizmetlerinin kurumlara daha çok hangi noktada faydalarını görmek mümkün?

Aile şirketlerinin bir sorunu var ki, o da kurumsallaşma isteği. Zaten onların uluslararası iş ortakları da bunu istiyor. Söz konusu kurumsallaşma sürecinde de ilk olarak ERP sistemleri değişiyor. ERP sisteminin değişmesi ciddi yazılım ve donanım giderleri anlamına geliyor. Bu aynı zamanda istihdam ihtiyacını getiriyor. O noktada da bizim iş modelimiz şirketlerin işine yarıyor. IBM’in onlara sunacağımız aylık abonelik bedeliyle ihtiyaçlarını karşılayabiliyorlar. Burada da bir finansman avantajı sağlıyoruz.

“IBM IT yönetimi konusunda endüstrileştirmiş durumda”

Peki, IBM sunduğu hizmetlerde hangi yönüyle farklılık yaratıyor?

Tüm dünyada IBM’in 100 milyar dolara yakın bir geliri var. Bunun neredeyse yarısı hizmetlerden geliyor. IBM IT yönetimi konusunu endüstrileştirmiş durumda. Bir işletim sistemini yönetmek tüm dünyada aynı. IBM de bunu en efektif şekilde hazırlamış durumda. ‘O işin en iyi yapılış biçimiyle’ müşterilerimize gittiğimiz için hizmet seviyesi de artıyor hatta müşterilerimize hizmet seviyesi taahhüttü de veriyoruz.

Bunun yanında; hayatımıza sanal sistem uzmanları girmeye başladı. IBM’in ‘IT nasıl yönetilir?’ bilgisi tümüne yüklenmiş şekilde geliyor. Sunucuda bir hata olduğunda, problemi tespit ediyor, yardım masasına bağlanıp çağrı açıyor. Aksiyon alınıyorsa kendisi ticket’ı kapatıyor. Alınmadığı takdirde ‘gerçek’ bir uzmanı soruna yönlendiriyor. Biz gelen temel çağrıların yaklaşık yüzde 50’sini bu şekilde karşılayabildiğimizi gördük. Dünyada 400 müşterimizde var, Türkiye’de ise bunu bir müşterimizle yaygınlaştırmaya başladık. Bu verimlilik getiriyor ve IT yönetimini tamamen değiştiriyor. Kendi kendini yönetebilen sistemlere doğru geliyoruz. Bu nedenle, yüzde 100 otomatize edilebilecek herhangi bir işe geleceğe yönelik yatırım yapmamak gerekiyor. Sanal mühendisler bu yıl gündemimizdeki en önemli konulardan biri.

Dijitalleşme noktasında dış kaynak kullanımının önemini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dünyada birçok kurumda ciro ile IT harcamaları kıyaslandığında Türkiye ile arada ciddi bir fark var. Avrupa’da toplam cironun 4 katı IT harcamalarına giderken, eşdeğer cirolara göre bizim şirketlerimiz IT için 4 kat daha az harcama yapıyor. Buradan yola çıkıldığında dijitalleşme adı altında konuların değerlendirilmesi yapılırken, öncelikle temel IT altyapılarının kurgulanması gerekiyor. Kurumlar dijitalleşmek istiyor ancak yapılmamış olan yatırımlar buna engel teşkil ediyor. Kurumlarımızda bu noktada bir boşluk var ve dış kaynak kullanımı bu boşluğu doldurmada bir araç oluyor. Dijitalleşmeye giderken biz o dijitalleşmenin maliyetini aşağıya çeken bir faktörüz. Dijitalleşme temelinde çok daha sağlam IT yapılarını gerektiriyor.

Peki, hangi sektörlerde dış kaynak kullanımına daha çok ihtiyaç duyuluyor?

Farklı sektörlere değinmeye başladık. Birkaç yıldır özellikle perakende tarafında talepler alıyoruz. Şirketlerimiz daha uluslararası olmaya başladı. Regülasyonlardan dolayı gelen büyümeler var ki, enerji sektörü bunlardan biri. Enerjide de bizim açımızdan ciddi bir iş alanı oluşmuş durumda. Ayrıca sağlık alanında da yatırımlar söz konusu. Şehir hastanelerinin IT’lerini özel sektör şirketleri yönetecek. 25 yıllık kiralama modeli beraberinde önemli bir etkiyle geldi. Hangi şirketin yapacağından bağımsız olarak modelin olgunluğu açısından önemli buluyorum. Bütün bu sektörlere hizmet sunarken, uzun süreli kontratlar imzalıyoruz, bunu deyim yerindeyse ‘evlilik yapısı’ olarak görüyoruz. Bu anlamda, ‘daha fazla ne alırım’ noktasına odaklanmak gerekiyor. Biz ‘sadece işletim sisteminizi yönetmeyelim, aynı zamanda teknoloji danışmanınız da olalım’ diyoruz. IBM olarak firmalara yeni fikirlerle gitmek arzusundayız ve ‘IBM bizim için fikirler üretiyor’ noktasına gelmek istiyoruz.

Facebook Comments
Kategoriler Röportaj

Yazar Hakkında

Yorum Gönder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.
Gerekli alanlar işaretlendi *