Bundan 28 sene önce isminde yazılım geçen bir şirket Almanya’da faaliyetlerine başladı. O günden bugüne özellikle görev kritik uygulamalara dair çözümleriyle kendinden sıkça söz ettiren Software AG’yi, yeni vizyonlarını ve SOA’ya olan yakın ilgilerini Software AG Genel Müdürü Yüce Erim CW için değerlendirdi.
Yüce Erim: Software AG, isminden de anlaşılacağı şekilde yazılımın ayrı bir endüstri olacağını keşfeden kişiler tarafından kurulmuş bir yazılım şirketi. 1960’ların sonunda donanımın içerisine gömülü araçlar yazılım işlevini görürken bunun ayrı bir alan olacağını düşünüp Software kelimesini isim olarak almışlar. Kuruluş sırasındaki amaçları görev kritik ortamların daha etkin kullanılması olmuş. Bu amaçla da şirket kurulur kurulmaz bir veritabanı geliştirmişler. Adabas adı verilen bu veritabanı bugün hala özellikle kritik ortamlarda kullanılan bir veritabanı. Adabas halen mainframe’ler düzeyinde dünyanın en hızlı veritabanı olma ünvanına sahip.
Software AG’nin Türkiye’ye geliş tarihi ise 80’lerinortası. Bugün Türkiye’de eğer Vakıflar Bankası, Merkez Bankası, THY, HSBC, Denizbank, Tekfenbank, Akbank gibi kurumlar hâlâ en kritik ortamlarında bu ürünleri kullanıyorsa bu ürünler doğru ürünler demektir.
CW: Software AG’nin SOA’ya geçişi nasıl gerçekleşti?
Yüce Erim: Software AG’nin bugüne kadar yaptığı bütün yatırımlarında hep gelecekte neye ihtiyaç olacak diye düşünen bir yapı var. Daha müşteri odaklı, daha müşterinin gerçek problemlerine ilişkin çözüm setleri oluşturma konusunda çalışmalar, bir davranış şekli veya bir pazarlama refleksi geliştirmeye çalışmış Software AG. Eldeki mevcut ortam daha iyi nasıl kullanılabilir, süreç entegrasyonu bu programlarla nasıl yapılabilir problemleri bizim yavaş yavaş SOA’ya hazırlanmamızı, bu konuda çalışmalar başlatmamızı sağlamış. Bugün gerek ürünleri, gerekse davranış şekilleri açısından SOA dünyasına en hazır şirketlerden biridir Software AG.
Kurulduğundan beri bağımsız ve herkesle çalışabilir yazılım standartlarını gündemde tutmuş Software AG. Dolayısıyla kullanıcının herhangi bir teknolojik tercihini reddetmeyen ürünler geliştirmiş. Yani altt tarafta Unix mi var, Linux mu var, mainframe mi var sorularıyla hangi programlama dili veya hangi topoloji, hangi uygulama sunucusu kullanılıyor kısmı bizim ilgilendiğimiz konular değil, çünkü hepsine çok kolay bir şekilde bağlanabiliyoruz.
Biz, onların üzerinde bir katmanın oyuncusuyuz. Dolayısıyla pek çok şirketin entegrasyon sırasında karşılaştığı sorunlar bizim için problem değil. Bu yaklaşım, müşteriler için de büyük kolaylık sağlıyor. Çünkü artık kimse baştan sona Oracle, baştan sona Microsoft, baştan sona Java değil. Yani böyle bağımsız bir tanıma ihtiyaç var. SOA, bu tanımı güzel bir şekilde içeriyor. Biz bu işe en hazır şirketlerden biriyiz. Müşterilerden oluşan danışma kurullarıyla, düzenli toplantılarla, buradan gelen bilgileri ar-ge’ye iletim, oradan çıkan sonuçlarla yine müşterilerde test çalışmaları, konsept çalışmaları, beta denemeleri gibi konuları başarabiliyoruz. Dolayısıyla çıkan her ürün pazarın, müşterinin ihtiyacı olan ürünler oluyor.
CW: Bir çeşit terzi usulü ürün geliştirme diyebilir miyiz bu yöntem için?
Yüce Erim: Tam olarak değil, biraz daha butik çalışıyoruz diyebiliriz. IT sektörünün süpermarketi ya da konfeksiyonu değiliz, biraz terzilik var ama şu an terzilik konfeksiyona kaydığı için herhangi bir büyük müşteri için söz konusu olan özel bir entegrasyon her yerde uygulanabilir bir yöntem haline geliyor. SOA’nın en büyük avantajlarından biri de bu. SOA, bugün bence doğru anlaşılamadığı için SOA’yı anlatmak isteyen veya SOA alanında geride kalmamak için benim SOA ürünüm de böyle diyen şirketlerin etkisi altında. Bunlar yavaş yavaş ayıklanacak. SOA, kendi standartları etrafında şekillenecek bir dünyaya doğru gidecek.
CW: Software AG, bir SOA değerleme aracı çıkardı. Bu aracın ne tür işlevleri var?
Yüce Erim: İşadamları artık kendi IT gruplarından daha hızlı hareket etmelerini, karar almalarını sağlayacak çözümler istiyor. İşte SOA, bunun yolunu açıyor. Bunu kolaylaştırmak için Forrester ile ortak bir araç geliştirdik ve bunun bir kısmını İnternet’ten yayınladık. İsteyen herkes oraya gidip SOA’dan ne geri alabilirim sorusuna yanıt bulabilsin diye. İlk başvurular rakiplerimizden geldi. Bütün rakiplerimiz aaa, bu ölçülebiliyormuş diye düşündüler herhalde. Bunu ölçüyor ve dokümante ediyor. Kurum, ister kendisi, ister bizim uzmanlarımızın yardımıyla, süreçten hızlı bir şekilde geçip SOA’ya yapacağı yatırımın nasıl geri dönebileceğini rakamsal olarak keşfedebiliyor.
CW: Türkiye’de özellikle kamu kurumları açısından düşünürsek SOA ne kadar gündemde?
Yüce Erim: Bir analistle konuştuğum zaman şöyle bir yorum yapmıştı: Türkiye SOA konusunda 2 yıl, ama Ankara 4 yıl geride. Ama bunu her şey kötü olarak düşünmemek gerekiyor. Kamunun şartları, özellikle satın alma süreçlerinin zorluğu nedeniyle doğru adımları atmak her zaman mümkün olmayabiliyor.
Kamuda yürüttüğümüz bir projemiz var. Devletin entegre olmasını kolaylaştırabilecek bir çalışma bu. İngiltere’de gerçekleştirdiğimiz, orada Black Box adı verilen bir projeyi Türkiye şartlarında uygulamaya çalışıyoruz. Tahminen yaz sonunda tamamlanacak bu projede yapmaya çalıştığımız şey tamamen Linux tabanlı, bizim entegrasyon çözümlerimizden oluşan, Türkiye’ye özgü bir haberleşme formulünün oturtulacağı, mesajlaşma modelinin kurgulanacağı bir kara kutu; yani, SOA ile entegrasyonu çözebilecek bir çalışma yapmak.
Kamuda haberleşme imkanı olan herkesin çok kolay alıp kullanabileceği, kolayca entegre edebileceği bir hayalin peşindeyiz açıkçası. E-kapı projesinde biz de etkin olarak yer almıştık. Kazanan entegratörler arasında yer alamadık. Ama yılmadık, devam ettik ve bu projemizi bir ar-ge projesi haline getirdik. Ve yolumuza devam ediyoruz.
Konunun etiketleri: SOA
Yazıdaki şirketler: Sun Microsystems, Oracle, Microsoft, IBM, Software AG
Henüz yorum yapılmamış.


