Turkcell teknolojiyi özümsemiş
Turkcell’i, firmanın kurumsal bilgi teknolojileri ve güvenliğinden sorumlu bölüm yöneticisi Reha Argaç anlatıyor.
Computerworld Türkiye, 29 Nisan 2008
CW: Yöneticiliğini yaptığınız bölümden ve
bu bölümün Turkcell’deki işlevinden bahsedebilir misiniz?
Reha Argaç: Yaklaşık 6-7 yıl önce Turkcell’in genişlemesine paralel olarak organizasyonel bir değişime gitmemiz gerektiğini farkettik. Bu şirketin 3 bin çalışanı bulunuyordu, üstelik bu kişiler farklı birimlerde, farklı binalarda ve farklı lokasyonlarda görev yapıyordu. Bu birimin ortaya çıkışı tamamen şirketin içine dönük, verimliliği artırma ve maliyetleri azaltma hedefiyle gerçekleşti. Bu hedefe ulaşmamızı sağlayacak ayrı bir IT altyapımız olması gerek ve bu yapı farklı lokasyonlardaki çalışanlara dönük bir altyapı olmalı hedefiyle yola çıktık. İşte kurumsal bilgi teknolojileri ve güvenliği bölümü bu şekilde ortaya çıktı. Ana işlevimiz Turkcell’in içindeki çalışanlar, ama aynı zamanda diğer iştiraklerimiz ve iş ortaklarımıza da direkt olmasa da dolaylı destek veriyoruz.
CW: Sizin buradaki konumunuz hem CIO hem de CSO görevlerini kapsıyor, yani güvenlikten de sorumlusunuz. Yaptığınız işi tanımlayabilir misiniz?
Tedarik zincirinin tamamının denetiminden tutun da bayilerimizin, sahadaki satış elemanlarımızın, depomuzun kontrolünü gerçekleştiren bu yapı; arka planda ağ yapılarının güvenlikle ilgili her türlü resmini çıkartmak, bunları projelendirip ortaya çıkan riskleri toparlamak üzerine çalışıyor ve bu sebeple oldukça stratejik bir öneme sahip.
CW: Turkcell’in kendi içerisinde kurumsal bir yapısı var sonuçta ve bu yapıyı koordine eden, teknoloji altyapısına karar veren başka bölümler, faktörler var anladığımız kadarıyla. Diğer yandan Turkcell’in çalışanları aynı zamanda müşteriniz ve verilen teknoloji yatırımlarıyla ilgili kararlarla bağlantılı olmak durumunda. Sizin bölümünüzle, Turkcell’in karar alan bölümü arasındaki koordinasyon ve karar verme süreci nasıl işliyor?
Reha Argaç: Temel mantığımız şu. Turkcell’in core GSM ağı, baz istasyonları ve tüm ağ altyapısını yöneten bir takım bulunuyor. Bunun üzerine birtakım servisler geliştiriliyor. Katma değerli servisler, kampanyalar vs. bunlar da sonuç olarak IT altyapısını doğrudan ilgilendiriyor. Bu servisleri geliştiren Turkcell içerisinde farklı gruplar var. Bizim görevimiz bir anlamda bu servislerin geliştirilmesi için gerekli altyapıyı sağlamak. Belirttiğiniz gibi aynı noktada benzer çalışmalar var.
Mesela bir içerik yönetmenliği gibi düşünebilirsiniz. Müşterilerin faturalarını ödeyebildiği sisteme de, bir takım işlemlerin arşivlendiği içerik yönetim sistemine de ihtiyaç var. Aynı zamanda Turkcell içerisinde sözleşmelerden tutun her türlü evrağa kadar bunların bir otomasyonda olması da gerek. Bizim özellikle bu tür büyük çaplı kararların alındığı bir IT board’umuz bulunuyor. Burada; bu tip ortak ihtiyaçları, nasıl tek tip bir ürünle çözebiliriz sorusunun cevabını veriyoruz.
Önemli olan iki tarafın ihtiyacını da eksiksiz bir şekilde giderebilmek. Ya aynı ürünü alıp, farklı gruplar için geliştiriyoruz ya da diyoruz ki, bir tarafın ihtiyacı daha ağır basıyor, orada bir sinerji yaratalım. İki taraf için ayrı ayrı çözüm üretmek hem verimlilik hem de maliyet açısından çok anlamlı değil. Bu tarz bir yol izlediğimiz için çok büyük bir risk de almamış oluyoruz. Teknolojilerin birbirine benzer olması bizim avantajımız. İletişimde sinerjiyi kurmayı başardığınız sürece bir kaos değil, tam tersi verimliliği artıran bir sinerji ortaya çıkıyor.
Reha Argaç: Birkaç kritik rakam verebilirim. Core Turkcell içerisinde çalışan sayısı 1500’e yakın. Ama bu rakam iş ortaklarımızla, iştiraklerimizle, bu altyapıyla temas edenlerle 10 binlere yaklaşıyor. Böyle bir büyüklükten bahsediyoruz.
CW: 10 bin istemcinin altyapısını vermekle mi mükellefsiniz bu anlamda?
Reha Argaç: 10 bin istemciye direkt değil ama dolaylı destek veriyoruz. Direkt destek verdiklerimizin sayısı iştiraklerle beraber 4-5 bin civarında.
CW: Yeni bir teknolojik altyapı geliştirirken ya da Vista’ya geçiş gibi tüm sistemi etkileyen bir geçiş yaparken kararlar yine IT board üzerinden mi veriliyor yoksa farklı bir metodolojiniz mi var?
Reha Argaç: Burada farklı bir kaç yöntem uyguluyoruz. Birincisi, IT’nin kendi içerisinde verdiği kararlar. Vista’ya ya da farklı bir teknolojiye geçiş de olabilir örneğin. Temelde önce kendi içerimizde karar veriyoruz. IT board durumu değerlendirmek amacını güdüyor. Bu tarz konular daha çok benim liderliğimde sürüyor. Uzaktan bakınca çok farklı bir birimin sorumluluğu gibi görünebilir. Oysa Vista’ya geçme kararı alırsanız, tüm sistem direkt ya da dolaylı olarak bundan etkilenecektir. Her uygulama sahibinin verilen kararın içerisinde olması gerekir. İşte bu tür kararları IT board’da konuşuyor, değerlendiriyoruz.
CW: Peki bugüne kadar bu tarz işletim sistemlerini tamamen değiştirmek gibi kapsamlı bir geçiş yapıldı mı?
Reha Argaç: XP’ye geçişi örnek verebiliriz. Bunun dışında 3 yıl kadar önce Yelkovan dediğimiz bir projeyle tüm istemcileri değiştirdik. Kriz sonrasında onları biraz uzun kullandık. Artık problemler çıkmaya başlamıştı. Tüm makinelerimizi komple değiştirdik. Bu, bahsettiğiniz çapta, önemli bir projeydi.
CW: Projelerde bu tarz bir isimlendirmeye mi gidiyorsunuz yoksa sadece bu değişime özel bir uygulama mıydı?
Reha Argaç: Turkcell içerisinde projeyi isimlendirme yöntemi uyguluyoruz. Böylece projenin sahiplenilmesi daha kolay oluyor. Ayrıca büyük projelere dışarıdan baktığınızda, proje ismiyle anıldığı için içeriğine dair bir bilgi dışarı sızmamış oluyor. Bir anlamda verdiğimiz isim bizim kendi içimizde kullandığımız parolamız oluyor. Çalışanlarca sahiplenildiği için verimlilik artışı da beraberinde geliyor.
CW: Günümüzde uzaktan çalışma, freedesk modeli, kablosuz çalışma hayatı gündemde olan yöntemler. Siz de bir teknoloji şirketisiniz ve teknolojiyi kullanmaya yatkın bir çalışan profiliniz var. Bu anlamda, çalışanların yeni uygulamalara geçişleri nasıl, bu tarz yaklaşımlara karşı ne tür bir davranış sergiliyorlar?
Reha Argaç: Turkcell’in kendisi bir teknoloji şirketi. Çok genç bir kadromuz var ama bu bize yeni teknolojileri kullanmada avantaj sağlıyor. Çünkü bu genç kadronun teknolojiye inanan, yenilikçiliği önemseyen, bu kültürün içinde yoğrulmuş bir yapısı var. Yeniliklere çok kolay bir şekilde adapte olabiliyorlar, hatta bazen bizim istediğimizden de hızlı kullanıma geçilebiliyor. Bu bizim için çok önemli bir fırsat. Dolayısıyla biz yeni bir teknolojiyi şirkete adapte etme konusunda bir sıkıntı yaşamıyoruz. Turkcell’in kendisini Turkcell’in en büyük müşterisi yapma misyonuyla ilerliyoruz.
Bizim, diğer kurumlara vermek istediğimiz fırsatların öncelikle Turkcell’de sahiplenilmesi gerek. Turkcell çalışanlarının yeni teknolojiyi sahiplenmesinde üç unsurdan bahsetmek gerek. Bunlar BlackBerry, Turkcell PDA ve Connect Card. Bu üçü, özellikle Turkcell PDA ofis uygulamalarına rahat erişim sağlıyor. Her üç unsur da tüm Turkcell çalışanlarının sürekli kullandığı teknolojiler.
Bu üç teknoloji çalışanları ofisten bağımsız hâle getiriyor. Hatta şöyle bir örnek vereyim. Admin arkadaşlarımızdan biri, bir akşam sinemaya gidiyor. Onun sorumlu olduğu sistemde bir sorun çıkıyor. Sinemadayken elindeki PDA üzerinden Turkcell sistemine bağlanıyor. Sisteme müdahale edip sorunu gideriyor ve filmini seyretmeye devam ediyor...
CW: Sahadaki çalışanları düşününce ofisten bağımsız çalışma doğal olarak önem kazanıyor. Peki bu sahadaki çalışanların şirket içi eğitimi nasıl veriliyor? Günümüzde teknoloji oldukça hızlı gelişiyor, programlama dilleri, teknolojiler, donanımlar, yazılımlar sürekli yenileniyor. Hem sahadakiler hem de bina içinde görev yapanların bu yeniliklere ayak uydurması, geri kalmamaları ve gelişmeleri için nasıl bir yol izleniyor ve hangi yeniliğin, hangi yöntemin seçileceği kararında önemli faktör olarak ne öne çıkıyor?
Reha Argaç: Aslında şu çok önemli. Normalde bütün işlerde olmazsa olmaz gereksinimler vardır. Kendi şirketim açısından konuşacak olursam ağırlıklı olarak yeni sistemler, geleceği değiştirecek teknolojiler, şirket birleşmeleri sonrası neler çıkacağını takip eden arkadaşlarımız var. Bu yenilikleri ne kadar erken yakalayabilirseniz o kadar avantajlı oluyorsunuz.
Öncelikle yurtdışındaki konferansları yakından takip etmeye çalışıyoruz. İkinci kaynağımız ise tabii ki internet. Dünya tek bir teknoloji üzerine kurulu değil, tek bir ürünün hakim olduğu bir yapı kuramıyorsunuz.
Dolayısıyla kendi portföyünüzü oluşturmak, farklı ürünlerden bir yapı kurmak zorundasınız. Tek bir ürün ve bununla kurulan yapı olsaydı işler çok kolay olurdu ama esneklik ve hızdan feragat etmiş olurdunuz. Bu feragat öyle bir hâl alıyor ki oradan gelecek artı değerler kayboluyor. Entegrasyonla uğraşmadan tek bir teknolojiye mi bağlı olmalı yoksa birden fazla çözümün entegrasyonuyla mı uğraşalım.
Aslında ikisinin ortasını bulmak gerekiyor. Çok farklı teknolojiler var ama her biri için ayrı uzmanlıklar sözkonusu. Bu uzmanlıklardan bir sinerji yaratabiliyorsanız, ki burada bilginin yönetimi ve bilgiden kollektif bir akıl çıkartabiliyor olmak önem kazanıyor. İşte bunu başardığınız noktada problemler rahatlıkla aşılabiliyor.
CW: Bizim istediğimizden daha fazla teknolojiye adapte olan, yeniliklere aç çalışanlarımız, yani müşterilerimiz var dediniz. Burada şu soru akla geliyor; çalışanlar yeni teknolojileri takip ederken sonuçta uygulama aşamasına da geliyor. Ama her yeniliğin ciddi riskler ortaya çıkardığı gerçeği var. Güvenlik önlemi alırken bunun çalışanların motivasyonunu kırma sıkıntısı da var. Bu dengeyi nasıl kuruyorsunuz?
Reha Argaç: Turkcell’in gelişen teknolojiye açık ve hevesli bir çalışan kadrosu olması nedeniyle çok yoğun bir yenilik talebi sözkonusu. Bu bize her şeyden önce farklı projeleri aynı anda gerçekleştirebilme fırsatı tanıyor. Burada kritik nokta şu: Biz, şirket içerisinde servis ürünleriyle birlikte ortak bir talep yönetim süreci işletiyoruz. Bu yönetimin sağlıklı bir şekilde yapılması gerek. Bir ölçeklendirme yapılıyor.
IT dünyasında bu ölçeklendirmeyi yapmak önemli. En değerliden az değerlilere doğru bir sıralama yapılıyor ve bu sıralamaya göre hareket ediliyor. Ayrıca yapılacak çalışmaların oldukça hızlı ve kaliteli olması gerekiyor. Biz hiç bir zaman yenilikçilik kültürünün olumsuz yönde etkilenmesini ve taleplerin karşılık bulamamasını istemiyoruz. En hızlı ve kaliteli nasıl yapabiliriz sorusuna yanıt arıyor ve gerçekleştirilecek süreçlere karar veriyoruz. Turkcell’in hızlı hareket edip kaliteli hizmet sunabilmesinde bu yaklaşım öne çıkıyor.
Güvenliğe gelince. Türkiye’de önemi geç farkedilmiş bir kavram olduğunu düşünüyorum. Bizim için güvenlik işlemi hızlandıran bir unsur. Arabada fren ne işe yarar dediğinizde yavaşlatmaya yarar dersiniz, ama freni olmayan bir arabayı da hızlandıramazsınız. Biz güvenliğin fren etkisi yapmasını değil, konfor sağlayıcı bir etken olmasını istiyoruz. Yapmaya çalıştığımız şey iş kurgusunu yaparken alt taraftaki temel ve basit güvenlik önlemleriyle bu işin denetimini ve takip edilebilirliğini sağlayarak aynı zamanda onay mekanizmalarını devreye sokarak işi hızlandırmak. Bu sayede güvenlik önlemlerinin olumsuz etkisini ortadan kaldırabiliyoruz.
Bir servisi dışarıdan alırken ya da içeride geliştirirken belirli güvenlik seviyelerinde olmasını istiyoruz. Bu standartlara uymayanların canlı ortama aktarılması zaten mümkün değil. Baştan uygun güvenlik seviyesinde geldiği için riski ortadan kaldırmış oluyoruz. Bunun dışında elbette kaçaklar olabilir, kullanım sırasında süreçte bazı aksamalar olabilir. Bunu da iç denetimlerle, uyarı mekanizmalarıyla gideriyoruz.
Temel felsefe güvenlik adına bir çalışma yapmak değil, daha hızlı çalışma adına güvenliği konfor haline getiren bir hâle getirmek. Avrupa’da sadece güvenlik başlığı altında Chief Security Officer (CSO) kavramının daha çok kullanıldığını görüyoruz. Bizce güvenlik konusundaki en önemli unsurlardan biri güvenlik işinin tek bir birimin işi olmaması. Bunun yerine tüm çalışanlarca benimsenmesi, farkındalık yaratılması. Sahada çalışanlardan tutun, içerideki yöneticilere kadar güvenliğe bilinçli bir şekilde yaklaşılması önemli bizim için.
CW: Şirket kültürü içerisinde güvenlik bilincinin verilmiş olması bahsettiğiniz şekliyle oldukça önemli. Örneğin dışarıda bir kafeye giden çalışanlar “bizim şirkette şu oldu, bu oldu türünden konuşmalar yaptıklarında alınan güvenlik önlemlerinin pek bir anlamı kalmıyor. Peki genel olarak güvenlik altyapısından bahsedebilir misiniz? Ne tür sistemler kullanılıyor, önlemler alınıyor?
Reha Argaç: Güvenlik sözkonusu olduğunda maliyet unsuru gözetmeksizin hareket ediyoruz. Bu alanda çalışan, aklınıza gelebilecek hemen her firmanın ürününü kullanıyoruz. Klasik firewall çözümü dışında dışarıdan bir atakla karşılaşıldığında trafiği kesen yapılar da söz konusu. Şirket içerisinde sistemlerle ilgili bir işlem yapılmak istendiğinde bu işlemin bir kaç onaydan geçmesi gerekiyor. Bu onay mekanizması sayesinde kontrolü sağlamış oluyoruz.
Güvenlikle ilgili belirtmem gereken bir nokta daha var. Biliyorsunuz, NewYork borsasına koteyiz ve bu borsada işlem gören tüm şirketlerin uyması gereken kriterler var. Kurallar çok net bir şekilde belirlenmiş. Biz de doğal olarak bu kurallara uymak zorundayız. Özellikle şirketin finansal anlamdaki herhangi bir bilgisinin riske atılmaması gerekiyor. Dışarıdan bakıldığında bu kriterlere uyduğumuzu ve güvenlik konusunda gayet iyi bir noktada olduğumuzu söyleyebilirim.
CW: Biyometrik güvenlik son zamanlarda daha fazla kullanılır hale geldi. Turkcell’in bu alanda bir yatırımı, belirli bir süre sonra kullanma için planları var mı?
Reha Argaç: Şu an yakın gelecek için planlanmış bir yatırımımız yok. Bu tür sistemlerin maliyeti oldukça düşmüş durumda. Benim üye olduğum spor kulübü bile 500 kadar üyesi olmasına rağmen parmak izi ve retina kontrolü yapar hâle geldi. Genel olarak güzel bir uygulama olduğunu söyleyebilirim. Ama şu anki yaklaşımımız hemen kullanalım yerine fayda görürsek kullanalım yönünde. Konuyu yakından takip ediyoruz. İçinde bulunduğumuz telekomünikasyon sektörü dinamik bir ortama sahip ve üç ay sonra böyle bir ihtiyaç doğdu diyelim, geçiş hazırlıklarına başlarız.
CW: Turkcell’in yeni bir servisi geliştirildiğinde testler yine burada mı gerçekleşiyor yoksa konuya ve yapılan işe göre bir dağılım mı sözkonusu?
Reha Argaç: Burası bizim NCC (Network Control Center) odası dediğimiz ve tüm Turkcell altyapısını takip ettiğimiz bir alan. 7 gün 24 saat yaşayan bir yapı burası. Teknik testlerin yüzde 80’i, 90’ı burada yapılıyor. Teknik konular haricindekiler derseniz örnek olarak benim sorumlu olduğum IT biriminin yazılım geliştirme kısmının Tepebaşı’ndaki merkezde olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca benzer servis geliştirme birimleri de yine orada ya da o bölgeye yakın lokasyonlarda bulunuyor.
Biz burada her türlü trafiği ve arızayı takip edebiliyoruz. Herhangi bir arıza durumunda bu odadaki görevliler arızanın içeriğine göre farklı birimlere sorunu anında ileterek hızlı bir şekilde çözüme ulaşılmasına aracılık ediyorlar. Örneğin yaşanan fiziksel müdahale gerektiren bir sorunsa o bölgeye en yakın birime, eğer merkezden müdahaleyle çözülebilecek bir sorunsa da yine bina içindeki ilgili arkadaşlara iletiyorlar.
CW: Çok yedekli çalıştığınızı söyleyebilir misiniz? Çalışanların bilgisayarlarındaki bilgiler veya server’daki kritik öneme sahip belgelerin yedeklenmesinde nasıl bir yol izliyorsunuz?
Reha Argaç: Gereği kadar yedekleme yaptığımızı söyleyebilirim ama çok yedekli diyemeyiz. Ankara’daki yapıyı düşündüğünüzde buranın yüzde 30’u, 40’ı gibi düşünmeyin. Optimum sayıda çalışan var diyebiliriz. Biz daha çok çarpraz yedeklemeyi sağlamaya çalışıyoruz. Örneğin sizin farklı, benim farklı uzmanlık alanlarım var. Birimizin hastalığı vb. durumda diğer kişi bu görevi üstleniyor. Yakın uzmanlık sağlamaya çalışıyoruz. Başarılı olduğumuzu söyleyebilirim, bu yöntemle örneğin rahatlıkla bir Oracle admini de yedekleyebiliyoruz.
CW: Bugüne kadar karşılaştığınız ya da
karşılaşabileceğiniz en büyük riskler neler? Büyük bir elektrik kesintisi mi, deprem mi, çalışanların çoğunun grip salgınına yakalanması mı, kar yağışı nedeniyle işe gelinememesi mi yoksa bir başka risk mi?
Reha Argaç: Depremi en kuvvetli örnek olarak verebiliriz. Ama 99’a dönecek olursak o zamanki teknolojilerle bile iletişim altyapısını mobil ya da seyyar bir şekilde çok kısa bir sürede devreye alabildik. Daha yakın bir örnek ise İran’daki depremdi. Yine hızlı bir şekilde sistemi çalışır hâle getirdik. Bunun dışında kar yağışı nedeniyle bir sorun yaşamıştık. Çoğu kişi ofise gelemediği için kısa mesajla onlara ulaştık ve evlerinden çalışmalarını sağladık. Böyle bir durum elbette verimlilik kaybı anlamına geliyor, ama dizüstü bilgisayarlar, cep telefonları ya da avuçiçi bilgisayarlar aracılığıyla çalışmalar sürdürülebiliyor.
Bayramlarda ve kandillerde de yoğun bir veri trafiği yaşanıyor. Biz NCC odasında oluşan trafiği gözlemleyip çeşitli değişikliklerle bu yoğunluğu dengeleyebiliyor ve belirli bir seviyeye kadar kontrol edebiliyoruz. Kriz hayatımızın bir parçası elbette, ama bizim için kriz, tehlike ve fırsatın bir bileşimi.
CW: Burası 24 saat yaşayan bir yapı. Dolayısıyla sizin de mesai kavramının pek olmadığını söyleyebiliriz. Bu alanda çalışan insanlar, özellikle yönetici kademesindekiler belirli bir yıpranma yaşıyor. Siz bu yıpranmayı nasıl yönetiyorsunuz?
Reha Argaç: Bu, sektörde olağan bir durum aslında. 90’ların başındaki çalışma koşullarımı hatırlıyorum. Cebimde bir çağrı cihazı vardı. Murphy kanunları devredeydi ve en olmadık zamanlarda çağrı gelirdi. Hemen bir telefon bulup sorunu çözmeye çalışır, yüzde 90 ihtimalle de bir araca atlayıp sorunun olduğu yere giderdiniz. Şimdiki duruma bakıyorum. Gece 3’te bile bir sorun ortaya çıksa evimden sisteme bağlanıp müdahale edebiliyorum. Geldiğimiz noktayla eskiyi karşılaştırdığımızda çok da şikayet etmeye hakkımız yok diye düşünüyorum. Artık pek çok kişi, dışarıda olsa bile olduğu yerden çalışmaya devam edebiliyor.
CW: Turkcell’de süreçler genel olarak nasıl işliyor?
Reha Argaç: Süreçlerde en önemli nokta süreçlerin otomasyonu. Bu, birkaç anlamda çok kritik. Birincisi, otomasyona geçtiğiniz anda hatasızlığı sağlıyor, hızı artırıyorsnuz. İkincisi süreci otomasyona çevirirken yeniden yapılandırma fırsatınız oluyor. Yaklaşık 5-6 yıldır süreçler elektronik ortamda işliyor. Şu anda aslında sözleşmenin ilk oluştuğu ortamdan sonuçlandığı ana kadar tüm işlemler elektronik ortamda gerçekleşiyor ve arşivleniyor. İnsan kaynaklarından finansa kadar tüm süreçler elektronik olarak yürüyor. Bilgi yönetimi bu alanda çok önemli. Bizim Turkcell içerisinde kullandığımız intranetimiz aylık 1 milyona yakın hit alıyor. Çalışanlar her türlü bilgiyi, gelişmeleri, açıklamaları güncel bir şekilde takip ediyor. Örneğin genel müdürümüz Süreyya Bey’in 2006 sonuçlarıyla ilgili yaptığı bir açıklama canlı olarak izlenebiliyor.
CW: İntranetin ayda 1 milyona yakın hit aldığını söylediniz. Söz sayılardan açılmışken masaüstü sistemler mi yoksa dizüstü mü kullanılıyor, Linux kullanılması zorunlu sistemler var mı? Son olarak bunlardan bahsedebilir misiniz?
Reha Argaç: Çalışanlarımızın tamamı Windows XP kullanıyor. Masaüstü mü yoksa dizüstü bilgisayar mı kullanılıyor sorunuza yüzde 65 civarında dizüstü yanıtını verebilirim. İşletim sistemi olarak hem Windows hem de Linux kullanılıyor. Ama Linux’un daha çok araştırma alanında kullanıldığını ya da deneme amaçlı çalıştırıldığını ve genele baktığımızda çok yaygın olmadığını söyleyebilirim. Çünkü Linux’un kurumsal desteğinin artması gerektiğini söyleyebilirim. Başta düşük maliyet gibi görünüyor ama destek maliyetlerini eklediğinizde iş değişiyor.
Reha Argaç kimdir?
Sayılarla Turkcell
• 3 bin çalışanı bulunuyor.
• 4 bin civarında bilgisayar var. Bunların yüzde 65’i dizüstü. Çalışanların dizüstü bilgisayar kullanım oranı yüzde 90 seviyesinde. Masaüstü sistemler eğitim ve test amaçlı olarak kullanılıyor.
• Çalışan yardım masası birimi ayda ortalama 7-8 bin çağrı alıyor.
• Otomasyondaki aylık iş akışı sayısı 10 binin üzerinde.
• İntranetin aylık hiti 300 binin üzerinde.
• Günlük 200 – 250 bin e-posta gönderiliyor.
• Uzaktan erişenlerin toplam bağlanma süresi yaklaşık 30 bin saat.
• 500’ün üzerinde küçük ve büyük çaplı proje aynı anda yürütülüyor.
Çalışan yardım masasına gelen ilginç çağrılar
- Arkadaşımın bebeği Turkcell reklamını izleyince yemeğini yiyor. İnternetten reklamı buldum, CD’ye aktarabilir miyiz?
- Üşüyorum, Turkcell hırkalarından gönderebilir misiniz?
- Asansörün yanında bir paket var, kimse sahip çıkmadı. Bomba olabilir!..
Konunun etiketleri: GSM
Yazıdaki şirketler: Turkcell
Henüz yorum yapılmamış.


