Yüzde 100 Kapasite Kullanan Ülkede TİB
04 Ocak 2010
Internet ortamında yapılan yayınların düzenlenmesi ve bu yayınlar yoluyla işlenen suçlarla mücadele hakkında yasanın çıktığı 4 Mayıs 2007 benim için kara gündür
O günden bu yana da bu yargımı sadece güçlendiren şeyler oldu; ne Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu, ne Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı ve ne de onun Internet Dairesi, varlık sebeplerini haklı kılacak bir tek iş yapmadılar, benim BT kitabıma uygun!
Bir kurum, bir hükumet uygulaması, bir yasama konusu böylesine genel bir hükümle değerlendirilebilir mi? Hani Carl Jung’a göre bütün kavgalar-dövüşler ve savaşlar haksız genellemelerden çıkardı?
Evet doğrudur; haksız genellemeler bütün anlaşmazlıkların başıdır ve bütün iletişimi koparan, müzakereyi önleyen, pazarlığı kesen şeylerin başında taraflardan birinin yaptığı genellemeyi öteki tarafın haksız bulması vardır. Ve adım gibi eminim ki, burada adı geçen ve kurucularının bile yasaya bakmadan örgüt şemasını çizemeyecği karmaşık kurumların hemen hemen bütün yöneticileri, böyle bir genellemeyi haksızlığın somutlaşmış örneği olarak göreceklerdir.
Böyle bir karmaşık kurumun faaliyet saydğı şeyleri yapmakta olan değerli kişilerle fazla bir ileşitim içinde olabileceğimi zaten sanmıyorum. Bütün çabam, daha sonraki yıllarda yasama faaliyetine katılacak veya yasama faaliyetini etkileyebilecek düzeyde görev alacak genç BT’cilere kurumun 2009 yılı faaliyet raporuna (tinyurl.com/yhotvk8) dikkati çekerek, bu yargımı bir kere daha sunabilmek içindir.
Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi ve cyber-rights.org.tr kurucusu Doç. Dr. Yaman Akdeniz, BIANet’te bu konuda yazdığı değerlendirme yazısında (tinyurl.com/yl8e45d), raporun geçen yıla göre daha “kısa” olduğuna dikkati çekiyor. Sn. Akdeniz’in yazısında raporun etkili bir eleştirisini bulabilirsiniz. Raporunun başında görevini halka, Internet’ten nasıl “doğru”-dürüst yararlanacağını öğretmek olarak açıklayan bir kurum için, Internet kapasitesini yüzde 100 kullanan bir ülkedeki faaliyetini 17 sayfada özetlemek, herhalde büyük bir başarı olsa gerek!
“Yüzde 100 Kapasite” meselesine değinelim önce. Hafta içinde dünyadaki bütün Internet trafiğinin yüzde 25’ni taşıyan bir ağın sahibi olan Akamai firmasının Washington DC yakınındaki ağ faaliyet ve denetim merkezini gezdim ve Adobe’den Microsoft’a, BBC’den IBM’e, Amerikan Hava Kuvvetleri’nden Yahoo’ya, MySpace’den Japon Havayollarına, dünyanın belli başlı BT, elektronik ticaret, haber, video, spor sitelerine “proxy” hizmeti sağlayan bu dev kurumun, küresel trafiği görüntüleyen dev dünya haritasını hiç abartmasız bir saate yakın inceledim! Akamai proxy hizmeti kısaca şöyle çalışıyor: Biz Browser’ımızın URL hanesine myspace.com yazdığımızda, bu adres, MySpace’nin gerçek sunucularına değil, Akamai’in 70 ülkeye yayılmış 58 bin sunucusundan bize en yakın olanına gidiyor; bu sunucuda MySpace’nin en güncel içeriği yoksa ancak o zaman taze içerik kaynak sunucudan getiriliyor.
Snort ile başka birinin sunucusu hakkında ilgi edinmeye çalışandan, başka birine virüs gönderen hacker’a kadar dünyadaki (Akamai’dan geçsin geçmesin) bütün sunucu faaliyetinin yansıtıldığı bu canlı haritaya bakmak, başlı başına büyüleyici bir şey. (Şurada, 2009’un ilk dört ayına ilişkin Akamai raporunun içinde yer alan şekliyle bu haritanın fototoğraflarını görebilirsiniz: tinyurl.com/ycvepb4) Fakat bundan daha büyüleyici bir şey, dev ekranın bir köşesine sıkıştırılmış olan yine bütün ülkeleri gösteren, ancak ülkelerin mevcut ınternet kapasitesinin ne kadarının kullanıldığına göre aydınlatıldığı bir başka haratada Türkiye’yi, 100’de 100 kapasite kullanan iki-üç ülkeden birisi olarak pırıl pırıl aydınlatılmış olarak görmekti. Amerika’dan Çin’e, İran’dan Rusya’ya, bir çok Avrupa ülkesi dahil,devasa ülkelerin ya simsiyah karanlıkta, ya da grinin çeşitli tonlarında olduğu haritada, Türkiye’nin beybeyaz, pırıl pırıl, ışıl ışıl olması, bence, ne Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nun, ne Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nın ve ne de onun Internet Dairesi’nin Türkiye’ye Internet kullanmayı, hele hele doğru kullanmayı öğretmek gibi bir işle kendisini görevli saymasının hiç ama hiç gerekli olmadığını gösteriyordu.
Bu karanlık haritada ışıklar içinde görünen bir kaç ülkeden biri olan Türkiye’nin ihiyacı olan, ona ya gerektiği gibi bir duruşma yapılmadan edinilen yargı kararları, ya da idarenin kendi kendine verdiği kararlarla o siteyi, bu siteyi yasaklamak ve bizi YouTube yasaklayan bir avuç diktatörlükle aynı listeye girme durumunda bırakmak değil, tersine, küresel Internet omurgalarına daha çok, daha hızlı, daha geniş kablolarla bağlamaktır. Eğer bir hizmette veya üretimde yüzde 100 kapasite kullanımı varsa, o işi planlayanların feci şekilde hata ettiği, feci şekilde yanıldığı söylenebilir.
Türkiye’nin kendisine Internet’i nasıl kullanacağını öğretecek bürokratlara değil, önünü açacak ve bağlantısını güçlendirecek teknokratlara ihtiyacı var.
Internet ortamında yapılan yayınların düzenlenmesi ve bu yayınlar yoluyla işlenen suçlarla mücadele hakkında yasanın çıktığı 4 Mayıs 2007 benim için kara gündür
O günden bu yana da bu yargımı sadece güçlendiren şeyler oldu; ne Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu, ne Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı ve ne de onun Internet Dairesi, varlık sebeplerini haklı kılacak bir tek iş yapmadılar, benim BT kitabıma uygun!
Bir kurum, bir hükumet uygulaması, bir yasama konusu böylesine genel bir hükümle değerlendirilebilir mi? Hani Carl Jung’a göre bütün kavgalar-dövüşler ve savaşlar haksız genellemelerden çıkardı?
Evet doğrudur; haksız genellemeler bütün anlaşmazlıkların başıdır ve bütün iletişimi koparan, müzakereyi önleyen, pazarlığı kesen şeylerin başında taraflardan birinin yaptığı genellemeyi öteki tarafın haksız bulması vardır. Ve adım gibi eminim ki, burada adı geçen ve kurucularının bile yasaya bakmadan örgüt şemasını çizemeyecği karmaşık kurumların hemen hemen bütün yöneticileri, böyle bir genellemeyi haksızlığın somutlaşmış örneği olarak göreceklerdir.
Böyle bir karmaşık kurumun faaliyet saydğı şeyleri yapmakta olan değerli kişilerle fazla bir ileşitim içinde olabileceğimi zaten sanmıyorum. Bütün çabam, daha sonraki yıllarda yasama faaliyetine katılacak veya yasama faaliyetini etkileyebilecek düzeyde görev alacak genç BT’cilere kurumun 2009 yılı faaliyet raporuna (tinyurl.com/yhotvk8) dikkati çekerek, bu yargımı bir kere daha sunabilmek içindir.
Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi ve cyber-rights.org.tr kurucusu Doç. Dr. Yaman Akdeniz, BIANet’te bu konuda yazdığı değerlendirme yazısında (tinyurl.com/yl8e45d), raporun geçen yıla göre daha “kısa” olduğuna dikkati çekiyor. Sn. Akdeniz’in yazısında raporun etkili bir eleştirisini bulabilirsiniz. Raporunun başında görevini halka, Internet’ten nasıl “doğru”-dürüst yararlanacağını öğretmek olarak açıklayan bir kurum için, Internet kapasitesini yüzde 100 kullanan bir ülkedeki faaliyetini 17 sayfada özetlemek, herhalde büyük bir başarı olsa gerek!
“Yüzde 100 Kapasite” meselesine değinelim önce. Hafta içinde dünyadaki bütün Internet trafiğinin yüzde 25’ni taşıyan bir ağın sahibi olan Akamai firmasının Washington DC yakınındaki ağ faaliyet ve denetim merkezini gezdim ve Adobe’den Microsoft’a, BBC’den IBM’e, Amerikan Hava Kuvvetleri’nden Yahoo’ya, MySpace’den Japon Havayollarına, dünyanın belli başlı BT, elektronik ticaret, haber, video, spor sitelerine “proxy” hizmeti sağlayan bu dev kurumun, küresel trafiği görüntüleyen dev dünya haritasını hiç abartmasız bir saate yakın inceledim! Akamai proxy hizmeti kısaca şöyle çalışıyor: Biz Browser’ımızın URL hanesine myspace.com yazdığımızda, bu adres, MySpace’nin gerçek sunucularına değil, Akamai’in 70 ülkeye yayılmış 58 bin sunucusundan bize en yakın olanına gidiyor; bu sunucuda MySpace’nin en güncel içeriği yoksa ancak o zaman taze içerik kaynak sunucudan getiriliyor.
Snort ile başka birinin sunucusu hakkında ilgi edinmeye çalışandan, başka birine virüs gönderen hacker’a kadar dünyadaki (Akamai’dan geçsin geçmesin) bütün sunucu faaliyetinin yansıtıldığı bu canlı haritaya bakmak, başlı başına büyüleyici bir şey. (Şurada, 2009’un ilk dört ayına ilişkin Akamai raporunun içinde yer alan şekliyle bu haritanın fototoğraflarını görebilirsiniz: tinyurl.com/ycvepb4) Fakat bundan daha büyüleyici bir şey, dev ekranın bir köşesine sıkıştırılmış olan yine bütün ülkeleri gösteren, ancak ülkelerin mevcut ınternet kapasitesinin ne kadarının kullanıldığına göre aydınlatıldığı bir başka haratada Türkiye’yi, 100’de 100 kapasite kullanan iki-üç ülkeden birisi olarak pırıl pırıl aydınlatılmış olarak görmekti. Amerika’dan Çin’e, İran’dan Rusya’ya, bir çok Avrupa ülkesi dahil,devasa ülkelerin ya simsiyah karanlıkta, ya da grinin çeşitli tonlarında olduğu haritada, Türkiye’nin beybeyaz, pırıl pırıl, ışıl ışıl olması, bence, ne Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nun, ne Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nın ve ne de onun Internet Dairesi’nin Türkiye’ye Internet kullanmayı, hele hele doğru kullanmayı öğretmek gibi bir işle kendisini görevli saymasının hiç ama hiç gerekli olmadığını gösteriyordu.
Bu karanlık haritada ışıklar içinde görünen bir kaç ülkeden biri olan Türkiye’nin ihiyacı olan, ona ya gerektiği gibi bir duruşma yapılmadan edinilen yargı kararları, ya da idarenin kendi kendine verdiği kararlarla o siteyi, bu siteyi yasaklamak ve bizi YouTube yasaklayan bir avuç diktatörlükle aynı listeye girme durumunda bırakmak değil, tersine, küresel Internet omurgalarına daha çok, daha hızlı, daha geniş kablolarla bağlamaktır. Eğer bir hizmette veya üretimde yüzde 100 kapasite kullanımı varsa, o işi planlayanların feci şekilde hata ettiği, feci şekilde yanıldığı söylenebilir.
Türkiye’nin kendisine Internet’i nasıl kullanacağını öğretecek bürokratlara değil, önünü açacak ve bağlantısını güçlendirecek teknokratlara ihtiyacı var.
ByteOkuru | 26 Ocak 2010
Hocam Bilmiyorsunuz;
Sizi 15 yıldır severek, ilk gençlik yıllarımdan (90'ların ortalarında Byte'da yazdığınız zamanlardan) beri özenerek, takdirle ve zevkle takip ediyorum.
Teknolojiye "yön veren" Amerika'dan, Türkiye'deki mail list'leri takip ederek olmuyor burada dönen yada "dönmeyen" işleri anlamak Hakkı Abi. Burada İnternette ödev yapmaya çalışırken "babası kızını acımadan ..." diye başlayan sitelerle şoke olan; "öğretmenim" diye bağıran ve ancak öğretmeninin de monitörü power'dan kapatabildiği öğrencileri bilmiyorsunuz. Kaliteli TÜRKÇE içerik için hiçbir faaliyeti olmayan, çocukları İnternet=Porno diye İnternet kafelerde eğitimden geçen Türkiye'yi ve gerçeklerini bilmiyorsunuz. Ne yazık ki çoğu eğlence amaçlı kullanılan İnternet'in Türkiye'de kendi çapında "uyanık" üç beş bin çapulcu tarafından nasıl "çöplük haline getirildiğini, buna rağmen kurumların ve alanda faaliyet gösteren şirketlerin hiçbir gönüllü düzenleme-iyileştirme işine girişmediğini yıllarca sadece sektörün kaymağıyla ilgilenip eğitimmiş-gelecekmiş umurunda olmadığını bilmiyorsunuz. Avrupa'da ISP 'lerin belki 10 yıldır gönüllü uyguladıkları bilinen en iğrenç çocuk pornosu sitelerinin bile yıllarca hiçbir engelleme imkanının/opsiyonunun dahi Türkiye'de kullanıcıya tanınmadığını; sadece temel IP kullanıcı bilgilerinin bile çocuk istismarı/terör/dolandırıcılık vb. suçlarda ağır cezalık mahkeme kararı ile istense dahi "kayıt tutulmadığı" için verilmediğini bilmiyorsunuz... Bilişim alanında "Şenlik"ler düzenleyenelerin Bir tanesini çocuklar için "İnternet Siteleri" oluştururken "Kaliteli Türkçe içerik" desteklenmesi gibi YAPICI bir KAMPANYA düzenlerken göremezdiniz burada olsaydınız. Eğlenceler şenlikler, "internetine sahip çık" hede hödöleri, sanki kendileri sahip çıkıyormuş gibi...
Keşke burada olsaydınız hocam. Keşke buradan bizim gözümüzle görebilseydüniz olayları, süreçleri. "Nesli tükenen hayvanlar" diye aratınca ilk sayfada nasıl bir tane bile doğru dürüst sitenin olmadığını, çocukların ödevlerini yapabilmesi için "büyüklerden" yardım isteyen "bilinçli" olmaya çalışan velileri... Atatürk'ün adından bütün kutsallarımıza kadar sömürülürken neredeydi şenlik düzenleyen "sektör oyuncuları", "İnternet'in baba"ları, "bilişim hukukçu"ları... ISP'lerin işe yaramayan dandik "aile paketi"ni bile 8 yıl sonra mı getirdiler Türkiye'ye, 10 yıl sonra mı?
"Biliçli kullanıcı" kendini korur teraneleri bir tarafa; Türkiye'de kullanıcıları bilinçlendirmek için -lütfen- bir tane organizasyondan bahsedebilir misiniz? Hadi sadece 1000 (bin) kişiye ulaşmış olmasını bile yeterli sayalım, var mı?..
Yok! Türkiye'de İnternet alanında faaliyet gösterip bunun hakkını veren şirket, "sektör oyuncusu", STK, kurum ve kuruluş da yok desek yeri değil midir, Hakkı Hocam?
Sizi 15 yıldır severek, ilk gençlik yıllarımdan (90'ların ortalarında Byte'da yazdığınız zamanlardan) beri özenerek, takdirle ve zevkle takip ediyorum.
Teknolojiye "yön veren" Amerika'dan, Türkiye'deki mail list'leri takip ederek olmuyor burada dönen yada "dönmeyen" işleri anlamak Hakkı Abi. Burada İnternette ödev yapmaya çalışırken "babası kızını acımadan ..." diye başlayan sitelerle şoke olan; "öğretmenim" diye bağıran ve ancak öğretmeninin de monitörü power'dan kapatabildiği öğrencileri bilmiyorsunuz. Kaliteli TÜRKÇE içerik için hiçbir faaliyeti olmayan, çocukları İnternet=Porno diye İnternet kafelerde eğitimden geçen Türkiye'yi ve gerçeklerini bilmiyorsunuz. Ne yazık ki çoğu eğlence amaçlı kullanılan İnternet'in Türkiye'de kendi çapında "uyanık" üç beş bin çapulcu tarafından nasıl "çöplük haline getirildiğini, buna rağmen kurumların ve alanda faaliyet gösteren şirketlerin hiçbir gönüllü düzenleme-iyileştirme işine girişmediğini yıllarca sadece sektörün kaymağıyla ilgilenip eğitimmiş-gelecekmiş umurunda olmadığını bilmiyorsunuz. Avrupa'da ISP 'lerin belki 10 yıldır gönüllü uyguladıkları bilinen en iğrenç çocuk pornosu sitelerinin bile yıllarca hiçbir engelleme imkanının/opsiyonunun dahi Türkiye'de kullanıcıya tanınmadığını; sadece temel IP kullanıcı bilgilerinin bile çocuk istismarı/terör/dolandırıcılık vb. suçlarda ağır cezalık mahkeme kararı ile istense dahi "kayıt tutulmadığı" için verilmediğini bilmiyorsunuz... Bilişim alanında "Şenlik"ler düzenleyenelerin Bir tanesini çocuklar için "İnternet Siteleri" oluştururken "Kaliteli Türkçe içerik" desteklenmesi gibi YAPICI bir KAMPANYA düzenlerken göremezdiniz burada olsaydınız. Eğlenceler şenlikler, "internetine sahip çık" hede hödöleri, sanki kendileri sahip çıkıyormuş gibi...
Keşke burada olsaydınız hocam. Keşke buradan bizim gözümüzle görebilseydüniz olayları, süreçleri. "Nesli tükenen hayvanlar" diye aratınca ilk sayfada nasıl bir tane bile doğru dürüst sitenin olmadığını, çocukların ödevlerini yapabilmesi için "büyüklerden" yardım isteyen "bilinçli" olmaya çalışan velileri... Atatürk'ün adından bütün kutsallarımıza kadar sömürülürken neredeydi şenlik düzenleyen "sektör oyuncuları", "İnternet'in baba"ları, "bilişim hukukçu"ları... ISP'lerin işe yaramayan dandik "aile paketi"ni bile 8 yıl sonra mı getirdiler Türkiye'ye, 10 yıl sonra mı?
"Biliçli kullanıcı" kendini korur teraneleri bir tarafa; Türkiye'de kullanıcıları bilinçlendirmek için -lütfen- bir tane organizasyondan bahsedebilir misiniz? Hadi sadece 1000 (bin) kişiye ulaşmış olmasını bile yeterli sayalım, var mı?..
Yok! Türkiye'de İnternet alanında faaliyet gösterip bunun hakkını veren şirket, "sektör oyuncusu", STK, kurum ve kuruluş da yok desek yeri değil midir, Hakkı Hocam?




IT sektöründe en iyi saklanan sırlardan birisi gün yüzüne çıkıyor. ...